Kale içeriden düşer.

İktidara yakın zümrelerden "İç cepheyi güçlendirmek" veya "İç cephenin güvenliği" söylemlerini çokça duymuşsunuzdur. Peki nedir bu iç cephe? Halâskârgazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kaleminden dinleyelim.
Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği cephedir. Dış cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silahlı cephesidir. Bu sebeple sarsılabilir, değişebilir, mağlup olabilir; fakat bu durum, hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez. Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti tutsak ettiren, iç cephenin çökmesidir. Bu gerçeği bizden çok bilen düşmanlar, bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarılı da olmuşlardır. Gerçekten 'kaleyi içinden almak' dışından zorlamaktan çok daha kolaydır. Bu amaçla şahsımıza kadar temasa gelebilen bozguncu mikropların, araçların varlığını iddia etmek doğrudur. Meclis'in düşünüş biçimi, çalışması, vaziyeti, düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkân ve olasılık yoktur.
— Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (Kaynak Yayınları, 2015, s. 480)
Kısacası iç cephe, bir devletin vatandaşlarının birbirlerini sıkı sıkıya tutması, devlet nizamına güvenmesi ve işler hâlde bir toplumu var etmesidir. Buradan baktığımız zaman iktidarın iç cephe söylemi meşru ve hatta mantıklı görünebilir; fakat işin aslı gerçekten böyle mi? 24 yıllık iktidarları boyunca Türkler ve Türklük adına neredeyse hiçbir doğru adım atmamış AK Parti ve ortakları, gerçekten bir anda rejimlerinin serencamını terk edip Türk halkının yararına bir yola mı girdi? Pek tabii hayır. Gelin bu söylemi ve altında yatan psikolojiyi inceleyelim.
Öncelikle belirtmek gerekir ki AK Parti'nin iç cephesi Türk Milleti'nin iç cephesi ile taban tabana zıttır. AK Parti'nin iç cephesinde Türk Ulusu yoktur. "Türkiyeliler", "Anadolu Halkı", "Din kardeşliği" gibi birbirinden biçimsiz, şekilsiz, tutarsız ve gerçeklikten uzak binbir türlü zilletten oluşmuş vatandaş tanımlamaları, AK Parti'nin içindeki kliklerin gönlünü hoş edecek şekilde yapılan sentezler ve üçüncü dünya ülkelerinden devşirilerek Türk vatandaşlığı verilen çeşitli etnik gruplar ile demografiye geri dönülmeyecek şekilde verilen zararlar vardır.
Buna binaen bizden olmayanları içimize sokmak için yeni bir kimlik inşa eder, her fırsatta "Türk, Kürt, Arap, Laz, Çerkes…" vurgusu yapar ve Türk Milletini özünden kopartmayı amaçlar; çünkü ortalama Türk, AK Parti için zincirin zayıf, mülayim ve uslu parçasıdır. Uzlaşmaz azınlık değildir, vergisini öder, suç işlemez. Buna rağmen Türk, AK Parti'ye ve dayatmacı politikalarına direnir; burada "Ağalar" devreye girer. AK Parti ve ortakları Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı'nı ortadan kaldırıp Türkiye'yi yeni bir Lübnan yapmak, azınlıkları Türk milletinden ayırarak vatandaşlıkta eşitlenmeyi ortadan kaldırmak ve her bir etnisitenin başına bir "Ağa" kopmak istemektedir. Görünen o ki roller bile çoktan dağıtılmış; Devlet Bahçeli Türklerin, terörist başı ise Kürtlerin ağası olarak atanacak, Tayyip Erdoğan bu "İmparatorluğun" padişahı olacağı için bunların üstünde olacak ve bunları denetleyecek. AK Parti'nin düşlediği ve arzuladığı Türkiye iç cephesi; Türk'ün çok çalışıp az yediği, uzlaşmaz azınlıkların at koşturduğu, her birimizin bir ağanın kulluğunu yaptığı bir beladır. Peki AK Parti rejimi bunu diretecek, halka indirmeye tenezzül edecek cesareti ve motivasyonu nereden buluyor?
Bugün biz ne kadar farkındaysak AK Parti ve ortakları da Türkiye'nin içler acısı durumunun o kadar farkında; rejimlerinin meşru ve sürdürülebilir olmadığını, yaratmaya çalıştıkları ulema sınıfına halkın sırt çevirdiğini ve yeni bir ortak bulmaları gerektiğini biliyorlar. Yenilgiye uğradıklarını, yaratmaya çalıştıkları Türkiye idealinden fersah fersah uzak olduklarını ve teorik olarak çöktüklerini her gün hissediyorlar. Kurtuluşlarının rotayı tamamen değiştirmekte, Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkıp baştan kurmakta olduğunu düşünüyorlar; bunun yegâne yolu anayasayı değiştirmektir. Bu şekilde hem bütün yanlışları geçmişin "yanlış kurulmuş" cumhuriyetine yıkabilecekler. Bu noktada KCK terör örgütünün Türkiye ayağı olan DEM devreye giriyor. Bu şekilde yıllardır arzuladıkları ve yürürlüğe koymak için 50 bin vatandaşımızı şehit ettikleri planları "zafere" ulaşıyor. Elebaşları siyaset yapmaya hazırlanıyor, dağdaki teröristler sivil hayata karışmaya, belki şanlı Türk Silahlı Kuvvetleri'ne entegre edilmeye niyet okuyor.
AK Parti ve ortaklarının "iç cephe" tasavvuru, mağlup edilmiş, düşmanlarına "kazanımlar" sağlayan bir Türkiye'yi baz alıyor. Bu düşman, 50 bin vatandaşımızın ve sayısız askerimizin katili PKK. Bu örgüt bütün terör örgütleriyle aynı prensipleri izliyor: gayri nizami harp yolu ile halkı ve devleti terörize edip "kazanımlar" elde ediyor, bu kazanımları devletle masaya oturmak için kullanıyor ve isteklerini kademeli olarak artırıyor. Örgüt yıllardır karşı devrimci iktidarların cumhuriyetin zayıf karnını kullanarak bu şemayı takip ediyor ve daha kanlı katliamlara, daha büyük insanlık suçlarına imza atıyor.
Bu tip örgütlerin ve benzeri belaların önüne geçmenin bir tek yolu var. Temiz ve sağlam, Türk Milleti'nin ceplerini koruyan, çağdaş yaşam hakkını muhafaza eden, ortalama vatandaşı önemseyen, toplum sözleşmesini yeniden yürürlüğe koyan, çocuklarımızın ve geleceğimizin garantörü bir "İç Cephe" inşa etmek. Bu iç cepheyi çocuklarımızın katillerinden, irticai faaliyetlerden, kaçak göçmenlerden uzak bir şekilde inşa etmek her bir Türk Milliyetçisi'nin borcu ve sorumluluğudur. Hedef: İçimizdekileri temizleyerek iç cephe inşa etmektir.